HINIS İLÇESİ

 FOTOĞRAFLAR

  İLÇEMİZ...

    Erzurum İlinin güneyinde, engebeli, 1720 rakımlı, çevresi dağlarla çevrili bir ova üzerinde kurulmuştur. İçinden kendi adını taşıyan bir çay(dere) geçmektedir. İlçenin yüzölçümü 1199 kilometrekaredir. Kuzeyini Tekman ve Karayazı, doğusunu Karaçoban, batı ve güneyini Muş ili çevirmektedir. Tabiat yapısı ve iklim özellikleri bakımından Erzurum'dan az da olsa farklıdır. Erzurum gibi karasal bir iklime sahip olmasına rağmen, kış ayları Erzurum'dan beş ile on derece daha sıcaktır. Tarımın da yapıldığı ilçede halkın ana geçim kaynağı hayvancılıktır. Saltuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde çevrenin en önemli yerleşim merkezi Hınıs'tır. İlçede bulunan önemli eserler şunlardır. Hınıs Kalesi, Kalecik Camii, Toprakkale, Zirnak Kalesi, Zirnak Kümbeti, Hınıs Ulu Camii, Erence Köyü ve Seyyit Ömer Halil Türbesi.

     Hınıs'ın eski yeri bugün parçalanmış bir vadi görünümündeki derenin batısında yer alan kaledir. Evliya Çelebi'ye göre kale Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın amcası tarafından kurulmuştur. Kalede 7 camii bir han ve bir hamam bulunduğunu da yine Evliya Çelebi'den öğreniyoruz. 2000 Yılı Genel Nüfus sayımının sonuçlarına göre, ilçenin toplam nüfusu 53. 950 kişidir.

 

Yazar İbrahim Aydemir'in Kaleminden Hınıs

 

Milattan önce 1400'lerde kurulmuş Hınıs... Ahmet Yesevi dergahının ışık yüzlü alperenlerince daha önce içten fethedilen Türk ili haline gelen ilçe, 1071'den itibaren resmen  bir Türk yurdu olmuş.
Ayni Tezkeresi'nde, bugün 79 köyü ve 73 mezrası bulunan ilçenin Osmanlı dönemlerindeki durumu şöyle aktarılıyor: "Hınıs, Osmanlı idaresi teşkilatında Erzurum eyaletinin bir sancağıdır. 281.440 akça hassı ve 60 cebelusu(askeri) vardır. 9 Zeameti ve 435 tımarı bulunmaktadır." Osmanlı dönemlerinde toprak ve kısmen de idari bölümünün ifadesi olan dirlik düzeninin Zeamet ve Tımar gibi önemli çeşitlerinin yine önemli sayıda Hınıs İlçesi'nde bulunması, buranın o dönemdeki ehemmiyetini arzetmekte.
Hınıs'ın en görkemli tarihi eseri kalesidir. Evliya Çelebi, bu kalenin Azerbaycan hükümdarlarından Uzun Hasan'ın amcası tarafından yaptırıldığını belirtmekte ve kendi gözlemiyle kalede ikibini aşkın askerin bulunduğunu ifade etmektedir.
Hınıs için "levent sipahisi pek çoktur" diyen Çelebi, bu yöre insanının cesur, yürekli ve mert olduğunu belirtir. Çelebi Hınıs kalesini seyahatnamesinde şöyle tasvir etmektedir: "Erzurum'dan buraya üç konak yerdedir. Altun Halkalı köprüden daha yukarı ve kısadır. Kalesi yüksek ve yalçın bir tepenin üzerinde yapılmıştır. Dört köşe şeddadi dimdik bir kale'dir. Kale civarı çukur yerdedir, ama her tarafı göklere baş kaldırmış yalçın kayalardır. Havalisi de kayalıktır. Kalenin doğu tarafında tatlı bir su akar. Kalenin aşağı tarafında duvar dibinde sanatkar üstad, suyun ağzına demir bir kafes yaptırmıştır. Su bu kafesten geçerek kaleye gelir. Sonra birçok bostanlara taksim olunur. Demir kafesten sudan başka birşey geçmez. Kale kapısı bu akan suyun çıktığı yere, kaynağına yakındır. Hınıs'da cümle yedi mihrap mabet vardır. Evleri serapa toprak örtülüdür. Kiremitli bina yoktur. Ahali Hınıs dışındaki Bingöl Yaylası'na çıkıp kesbi teravet ederler."
İbrahim Hakkı Konyalı, Evliya Çelebi'nin Hınıs'a doğru giden bir ordu ile geldiğini yazmaktadır. Buna göre, Çarhacı Baki Paşa ve Dündar Seydi Ahmet Paşa 35 bin askerle Malazgirt Kalesinden Hınıs'a gelmiş ve kendilerine Kale komutanı tarafından kılıç kuşatılmış, hilat giydirilmiş ve 12 şahi darbzen topu armağan edilmiştir.
Kale Osmanlılar döneminde Yavuz Sultan Selim ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından olmak üzere iki defa tamir görmüştür.
Prof. Dr. Hamza Gündoğdu, "Şehri Mübarek Erzurum" adlı eserde, bu kale içinde bir hamam olduğunu belirtmektedir.
Yörede Urartular tarafından yaptırılan ve Hınıs'ın 18 kilometre batısında yer alan Kalecik Köyü Kalesi de önemli eserlerdendir.
Yine, Urartular dönemine ait Toprakkale ve Höyük'ü; Selçuklular dönemine ait olan iki katlı surla çevrili olan Zirnak Kalesi ve kale içindeki tarihi kümbet, Hınıs'ın geçmişteki tarihi ihtişamını yansıtırlar.
İlçedeki tarihi Ulucami 1734 yılında Selçuklu Muş beylerinden Alaaddin Bey tarafından yaptırılmıştır. İlçenin yaşadığı deprem felaketleri dolayısıyla halkın Yeni Hınıs ve Yeni Mahalle'ye taşınmasıyla terk edilen cami, son yıllarda Vakıflarca tamir ettirilmiştir.
 

BAĞRINDA YATANLARA BAK!

Şirin görünümlü bu tarihi ilçemiz; aynı zamanda Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin ünlü şahsiyetlerine mekanlık eden türbeleri ve ziyaret yerleri ile de meşhurdur. Hazreti Peygamberin sakası (su taşıyıcısı) olan Seyyit Ömer Halil Hazretleri'nin  türbesi Hınıs'tadır.
Bu zat hazreti Osman döneminde İslam ordularıyla birlikte 615 yılında yani hicretten 29 sene sonra Hınıs'a gelmiştir. Sahabiden olduğu belirtilen bu zat'ın Abdurrahman Gazi Hazretleriyle birlikte Erzurum'a geldiği rivayet edilmektedir.
Türbenin yanındaki diğer kabir de bu zatın ağabeyisine aittir. Değişik kaynaklardan aktarılan rivayetlere göre; Sahabi Seyyid Ömer Halil Hazretleri'nin diğer  kardeşleri olan Karayazı İlçesi Göksu beldesine bağlı Köse Hasan köyünde yatan
Bekir Baba; Pasinlerdeki Akbaba; Karaçoban ilçesi Kırımkaya'da yatan Güzel Baba ve yine Hınıs'da medfun Hazal Hatun'dur.

 

MÜBAREK CEVİZ AĞAÇLARI

Hazal Hatun Ziyaretgahı Karaköprü Yeşilova (Ovakozlu) köyünde Cevizlidere mahallindedir.
Kitabeleri bulunmayan iki kabrin boyu dört metredir. Hazal Hatun Seyyid Ömer Halil Hz.nin kızkardeşidir. İslam Orduları'na katılarak kardeşleriyle birlikte Erzurum'a gelmiştir. Prof. Dr. Zeki Başar'ın "İçtimai, adetlerimiz, inançlarımız ve Erzurum İlindeki Ziyaret yerlerimiz" adlı eserinde Hazal Hatun'un vefat hikayesi şöyle anlatılır: Hazal Hatun kardeşi Seyyid Ömer Halil Hz.nin Erence Köyü yakınlarında şehid düştüğünü işitmiş, acı içerisinde bulunduğu dereden Erence tepesine doğru koşarken kendisine emri hak vaki olmuştur.
Tepeden aşağı düşerken saç telleri kuvvetli rüzgarın tesiriyle dereye doğru sürüklenmiş ve saç tellerinin tutunup kaldıkları yerlerde ceviz ağaçları peyda olmuştur. 200 kadar ceviz ağacı ve türbelerin bulunduğu yer ziyaretgahdır. Ağaçlar kutsal sayıldığından, burada yetişen cevizler yenilmez ve teberrük olarak saklanır. Ağaçların kuruyan dalları ve yapraklarına, felaket getirir anlayışı içinde dokunulmamaktadır. Bunlar yakılamaz da.
Hınıs'ın Bahçe Mahallesi'nde bulunan Mama Hatun ziyareti, ilçenin bir diğer mübarek mekanı sayılmaktadır. Türbe mağara içindedir.
Prof. Başar, bu türbeye özellikle boğmaca öksürüğüne yakalanan çocukların getirildiğini, çocuğu getiren annesinin çocuğu bir müddet kabir başında yalnız bırakıp sonra alıp gittiğini, bir adet kabilinden belirtmektedir. Hoca'nın tesbitlerine göre, ziyaretlerin Perşembe günü olanı makbul sayılmakta, ziyaretçilerce lohusa kadınların doğum sancıları çekmemesi için buradan bir parça toprak alarak, doğum yapacak kadına yedirilmektedir.
Hınıs'ın Yukarı Kayabaşı mahallesinde bulunan Şeyh Mehmet Türbesi de halkın önem verdiği ziyaret mekanlarından birisidir.
Bir başka ziyaretgah da ilçeye bağlı Kız Musa köyünde, köyün kuzey tarafına düşen basık bir tepenin üstünde  bir kök üstünde yetişen üç gövdeli ağaçtır. Yöre halkı buraya Tek Söğüt Ziyareti demektedir. Sara hastaları ve yüz felci geçirenlerin ziyaret ettiği bu ağaçtan dal kesmek, herhangi bir şekilde zarar vermek kötülük habercisi olarak sayılmaktadır.
Hınıs da, Gaziyani Rum'un yani Alperen Gazi Dervişlerin 1071'den önce ziyaret ettikleri ve mamurlaştırdıkları bir ilçedir. Bu ilçenin de köy adlarına bakıldığında kurucuları hakkında yeterli bir fikir sahibi olunmaktadır.
Ağveren, Alagöz, Ali Kır'ı, Derviş Ali, Hayran; Kalecik, Kara Ağaç (boy ismidir), Karabudak, Kara Molla, Kol Hisar, Ketenci, Kazancı (boy ismi) Kız Musa, Mir Seyyit, Molla Kulaç, Söğütlü, Sultanlı, Suvaran, Şehir Harabe (Mutluca), Şeyh Pir (Acar) Toprak Kale, Yelbiz (Yel Buz); Halil Çavuş Beldesine bağlı olan Ağ Gelin, Ağca Melik, Ağ(ar)maz (Çatak), Bey Ru (Bey yüzlü, yeni adı Esenli), Demirci, Divanı Hüseyin, Kızılca Ahmet, Molla A.Celil, Şahverdi, Toraman, Tandürek (Telli Tepe) Tirkeş (Erbeyli) isimleri bu kabildendir.


 

Copyright ©2006 Hınıs Adliyesi Bilgi İşlem Bürosu